6 Temmuz 2009 Pazartesi

Büyük Düşünmek

Bavul topluyorum, haberleri açtım Memedali Birand kekeleyerek konuşuyor. Türkiye gündemi tatile girmek bilmiyor, ''belge/kağıt parçası'' falan filan. Her şey yolunda yani panik yapmıyorum.

Bavul biterken ciddi haberler de bitti ve Türkiye haberlerine geçti Kanal D. Elemanın teki, İstanbul'da, gecekondusuna kanalizasyon hattı çekmek için kepçe kiralıyor! Sonra gecekondusu kepçe ile kazdığı toprağın altında kalıyor (Toprak kayması).

Ölen yok, yaralanan yok. Neyse ki. Konumuz o değil aslında. Büyük düşünmek dedikleri tam da bu değil midir? :)

Kapanırken size ikoncan Deniz Arman'ı sunarım. Leziz bir ten rengi yakalamış kendisi. Ahahaha :) Tam Denzel Washington olmuş, Hollywood'a göz kırpmış (Bir büyük düşünme örneği daha :p)


25 Haziran 2009 Perşembe

Hesap İşletim Ücreti

Bu ücretle ilgili bir bankacı ve "her şeye muhalif durmam lazım gelir" tandanslı ekşi sözlük'çü hariç 3 aşağı 5 yukarı herkes aynı fikirdedir: "Hesap işletim ücreti 'yasal' yolla yapılan bir hırsızlıktır."

Gülümseyerek karşıladığım "ama onlar da bir hizmet veriyor, bunun karşılığı bikbik" savunmasının, ki orijini hepimizin sevdiği değerli Pollyanna
'dan gelmektedir, cevabı çok defa verildi. yine de örnek olsun diye detaylandırarak tekrar anlatacağım:

Bankalardan, diğer tüm kâr amaçlı işletmeler gibi, bir hizmet alındığı ve bunun karşılığında bir ücret ödenmesi konusunda hem fikirim. bunu bir not düşeyim. Zira bankalar da, gerizekalı
olmadıkları için, sizden yaptığınız tüm işlemler için para alırlar:

- İnternet şubesi
nden döviz alırsınız, komisyon alırlar.
- Fon alırsınız, komisyon alırlar.
- Kredi alırsınız, dosya ücreti ve faiz alırar.
- Kredi kartı ile nakit para çekersiniz sizden nakit çekim komisyonu alırlar.
- Kredi kartı borcunuzu ödemezsiniz, faiz alırlar.

Bunlar temel bankacılık işlemlerinden kazanılan paralar. Bunlara ek olarak;


- Atm
'den hesap özeti basmak isteyince hesaptan para düşenler,
- İnternet şubesinden havale yapınca para kesmeler,
- Şubeden havale yapmak isteyince komisyon kesmeler,

de listeye eklenebilir. bu noktaya kadar alınan paralar, komisyonlar ve ücretlere çok da itirazım yok. Zira o Pollyanna'ların da belirttiği gibi adamlar bir hizmet veriyor ve hizmetin bedeli de vardır. Tüm bunlara ek olarak ben bir hesap sahibi olarak hesabımda para tutuyorum, fatura ödüyorum (banka o parayı da bir müddet işletir) ve maaşımı o hesaba yatırıyorlar. Yani banka hesabımdaki paradan da para kazanıyor. Bu noktaya kadar her şey bana işin doğası için de çok normal geliyor (ecnebilerin ordinary course of business dedikleri).

Amma ve lakin, banka bana hesap açmışsın bunun ücreti de yıllık 60 tl derse bebek, oh bebek, ben dellenirim. Neden mi? zira bu istenen para hava parasıdır
. Bakkala gittin, adam bakkal açmış evinin yanına (atm/şube), peyniri ekmeği ayağına getirmiş (dolar/ kredi), yerleri temizliyor, çırak çalıştırıyor bir masraf yapıyor (şubede adam çalıştırıyor, atm'ye para yüklüyor) ve tüm bu masraflarını hizmetinin fiyatına giydiriyor. Napıyor? 0,7 tl'ye mal ettiği cola'yı 1,25 satıyor. Burdan çırağın parası, bakkalın kirası ve ürünün maliyeti çıkıyor (komisyon, faiz ve dosya ücreti vb). bakkala bu yetmiyor çünkü bakkal hırsız, çünkü bakkal arsız. "bana aylık 10 tl hava parası verceksin, ben adam çalıştırıyorum, masraf yapıyorum hizmet veriyorum" diyor.

Bakkal örneği kusursuz bir örnek. şimdi burada "ama onlarda hizmet, onlar da bedel saldknasdfsdfssldka" diyenler bakkalından bu tavrı görse baton sucukla o bakkalı kovalamazlarsa ben de bir bok
bilmiyorum!

Kaldı ki ben hesap işletim ücretine,
makul olmak kaydıyla, çok da karşı değilim. Yaparsın 5 tl adam gibi ben yine öderim onu, yine huysuz emekliler gibi söylenerek. Ama 65 tl yaparsan hesap işletim ücretini (Akbank, link) ben o kulelerini başına yıkarım senin!

İlla Kayseri
'deki deliren muhtar gibi yapmayın adamı (Video). Biraz insan olun, biraz adam olun, delirtmeyin adamı!

Ayrıca; bankalara ödenen ücretler söz konusu olunca hemen "yurt dışında şöyle ama..." savunması gelir. O yurt dışındakileri bağlayan bir durum olup, benim zerre umrumda değil açıkçası. Kaldı ki, misal yurt dışındaki bankalar gerizekalı olmadıkları için bok varmış gibi her köşebaşına kendi atm'lerini açmazlar. Beraber kullanacakları ortak atm'ler açarlar bu da masrafı oldukça kısar (hani atm açmak süper masraflıydı ya). Bizim bankalarımızın salaklığını ben finanse edemem kimse kusura bakmasın.

Hesap işletim ücreti ve kredi kartı aidatı yasal soygundur. Adam gibi seviyelere çekilmedikçe, 6 yıl oldu, ödemiyorum asla da ödemeyeceğim.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Terminator Salvation!

Tek kelimede özetlemek gerekirse, yazık. Terminator serisi bir felsefesi, 'robot vs insan' üzerine söylecek bir çift sözü olan bir seriydi. Siz bunu alıp Robocop derinliğinde bir film yaparsanız; senaryonun her yeri mantıksızlıktan dökülen bir hale sokarsanız insanlar isyan ederler.

Filmde o kadar çok saçmalık var ki imdb'nin hataları dizdikleri sayfalarına sığmaz. Filmle ilgili, senaryodaki mallıklarla ilgili tonlarca hatayı ekşi sözlük'teki yorumlardan ve sinemaestro'da Bilge Çınar'ın yazısından okuyabilirsiniz. Daha da üzerine eklenecek bir sözüm yok.

Lakin filmin bir mesajı var. En sonunda dillendirmişler. Oraya gelmeden, seriyi kült yapan şeyin filmin ve aksiyonun arkasındaki tüm o robot vs insan felsefesiydi. Bunu çıkardığınız zaman seri zaten hemen Robocop'a veya atv'de gece 22'den sonra yayınlanan dandirikten Amerikan Bilim Kurgu filmlerine bağlıyor.

Şimdi 1984'te ve 1993'te muhteşem 2 film çekmişsiniz, zaman yolculuğu ve insan vs robot üzerine güzel laflar sölemişsiniz. 2000'deki ufak kazayı (Terminator 3: Rise of the Machines) affettik diyelim. Sizin üzerinize aynı konuları işleyen Matrix üçlemesi çekilmiş, Battlestar Galactica gibi (insan vs robot) bir şaheser 5 yıl tv'de dizi olarak yayınlanmış, Bence çok iyi olan, Terminator Sarah Connor Chronicles yayınlanmış vs...

Siz de bunların üzerine bir film yapmışsınız. Yıl 2009. Filmin ana fikri: İnsanlarla makineleri ayıran en önemli özellik insanların kalbidir (Our heart that's what makes us human" dedi filmde yanılmıyorsam). Yek yeaa! İyi ki söyledin...

İşte bunu, bu sığlığı bu basitliği asla kabul edemem ben. Bu ilkokul 2 düzeyindeki ana fikire nasıl yapımcılar 200 mio USD yatırır, senaryoyu kimse mi okumaz... Eğer bu yapımcı yönetmen, senarist topunu değiştirmezse 5. filmde ya kara para aklıyordur ya da ileri derecede mal bir arkadaş.

Gidin sinemada görün. Sonra okuduğunuz yorumların büyük bir kısmının doğru olduğunu göreceksiniz.

4/10.

1 Haziran 2009 Pazartesi

Cumhurbaşkanlığı Makamı, Kayıp Tril'ler ve Dokunulmazlık

Yaşım 27. Ömrüm yeter de dokunulmazlık konusunun halledildiğini görür müyüm? Emin değilim. Banka soyup milletvekili olunabilen curcuna bir ülke burası. Milletvekilini bu kadar yüksek bir yere koyan başka bir ülke var mıdır acaba?

Siyaset meydanı izliyorum bi 3-5 yıl önce. Mehmet Gül hararetli bir tartışmanın ortasında bir katılımcıya "Milletvekiliyle konuşuyorsun, haddini bil!!!" demişti (Ki katılımcı adam saygısızlık yapmıyordu, itirazını dile getiriyordu).

Milletvekillerinin artık kürsü harici dokunulmazlığı olmamalı. Sırf bu dokunulmazlık yüzünden az daha Cem Uzan adlı bir siyasetçimiz olacaktı. Resmen böyle bir proje direkten döndü!


Cumhurbaşkanının dokunulmazlığı tamamen ayrı bir muamma. Bazısı var der, bazısı yok, düzenleme varmış, oymuş buymuş. Bu konuya bir ben mi takılıyorum çok merak ediyorum: Cumhurbaşkanlığı öyle bir makam ki oraya getirilen kişinin dokunulmazlığa ihtiyacı olmaması gerekiyor. Eğer bir şekilde yargılanması durumu varsa, bence yargılansın derim. Devletin başı, protokolün 1 numarası.

Burada 'de facto' bir durumdan bahsediyoruz. Basit suçlara karşı dokunulmazlıkla korunan bir devlet başkanı olur mu? Olursa o devlete ne denir?

24 Mayıs 2009 Pazar

İfrit Olduğum Reklamlar Vol 1: Zihni Göktay'lı Bosch Reklamı

Bu aralar reklamlara takmış durumdayım. Çok genel geçer, köşedeki Fetullah'çı bakkalımın bile bildiği bir laf var: "Reklamın iyisi kötüsü olmaz." Herhalde insanlık tarihine geçmiş en yanlış laflardan birisidir bu. Sürekli küfrettiğim bir reklam o ürünle ilgili bende satın alma/kullanma isteği yaratmıyorsa başarısızdır.

Neyse amaç marketing dersi değil. Beni ifrit eden reklamların açılışı Zihni Göktay'ın en son Bosch reklamıyla olacak. Önce reklamı izleyelim bir zahmet:



Gaf 1: Kadın: Baba inanamıyorum sana, bu yaşta teknolojiyi takip ediyosun.

Bu nasıl bir laf şimdi? İnsan babasına böyle bir laf eder mi? Oldu olacak
"Baba inanamıyorum sana, bir ayağın çukurda hala teknolojiyi takip ediyosun." diyiversin!

Gaf 2:

Baba:
Ötekisi Elektrik İdaresi'ne çalışıyordu evladım, bu yenisi kıl, tüy ve yün...
Kadın: Ya baba Elektrik İdaresi diye bir şey mi kaldı... O geçen asırdı!..

Şimdi benim kızım olcak, ben gelcem dede olma yaşına bana böyle bir laf edicek... O yeni buzdolabının kapağını söker, kızın kafasında parçalarım. "Sen kimsin lan dürrük!" derim...

Oysa baba çok kibar, yeni nesillere örnek olmak rerererörör diyor ve reklam bitiyor.

Bu reklamı 100 kez falan izledim. Her seferinde bende aynı hissi uyandırıyor. Bu reklamın metin yazarının muhtelemelen hiç bu modelde bir dedesi olmamış. Kibrit çöplerini atmayan, tutumlu ve dikkatli. Veya tam tersine küçükken babasından/dedesinden şiddet görmüş. Zira biz bi buzdolabı yaptık ve bu enerji tasarrufu yapıyor demenin yolu bu olmamalı.

22 Kasım 2008 Cumartesi

Pizza Lui

Mahallemizin yeni bir adet pizzacısı var, Pizza Lui. Büyükdere caddesinden Etiler sapağına girip 250 mt kadar ilerideki Migros'un sokağına dönüp, sokağın sonuna kadar azmederseniz orada sessiz ve iddiasız bir şekilde ikamet ediyor.

Dükkan oldukça ufak; 5 masası ve aynı anda 20 kişiyi ağırlama olanağı var. Daha fazlasını da istemiyorlar zira işletmecisi asıl amaçlarının paket servise odaklanmak olduğunu söylüyor.Masaların üzerinde hiçbir şey yok, dolukça minimal ve sade, müzik güzel içerideki pizza kokusu harika. İçeriye girince her türlü detayın dikkatlice düşünüldüğü görülüyor. Sadece pizzanın tadı kaybolmasın diye paket servis için özel tasarlanmış kutular yaptırılmış.

İşletmecisi kalkmış İtalya'ya kadar gitmiş, orada bir pizza ustasından hamurun tarifini ve Türkiye'deki marka haklarını satın almış. Kendisi amacını "doymak için değil, lezzet için pizza yemek" ve "müşteri değil mürit yaratmak" olarak özetliyor.

İncecik pizzasını yedikten sonra ' Lui Dolce Nutella' adlı muhteşem tatlısını (evet Nutella'dan yapılıyor) da mutlaka yemek gerek! Menüde pizzanın yanı sıra 3-4 çeşit makarna, salata ve içecekler de mevcut.

Çok başarılı bir internet sitesini şuradan ziyaret edilebilir. Bu dakikadan sonra civarında tüm pizzacıların birer şubesi olsa da başka bir yerden sipariş vermeyi düşünmüyorum.

28 Ekim 2008 Salı

14 Yaşında Bir Kıza Tecavüz Edip Ceza Almadığın Bi' Yer Var Mı Bildiğin?

Kimsenin beklemediği oldu. Kanıt belli, suçlu neredeyse suç üstünde yakalanmış dava açılmış her şey yerli yerinde. Bir sofu, din üstadı; herkese hergün köşesinden ahlak, erdem ve din dersi veren pamuk dede, kar beyazı... Bu amca 14 yaşında bir çocuğa tecavüz ediyor. Böyle durumlar için bir tabir var, şu an aklıma gelmiyor, ama biraz O.J Simpson gibi. Her türlü kanıt, tanık durum sizin aleyhinize. Ve siz tahliye edilebiliyorusunuz! (Bilmeyenler için kısa not: O.J Simpson'ın elbiselerinin üzerinde öldürdüğünü iddia ettiği sevgilisi ve erkek arkadaşının kanı bulunmuştu.) Hüseyin Üzmez'in tahliyesi da en az O.J Simpson vakası kadar inanılmaz!

Tahliyenin dayandırıldığı nokta da mağdurenin "beden ve ruh sağlığının bozulmadığına" işaret eden Adli Tıp Raporu. Bu tıp raporu bana harika bir lafı hatırlattı: hani şu karıncaya bir şey yapıp da belini incitmediğimiz! Atalarımız gerçekten biliyor ne diyeceğini...

Mideniz kaldırıyorsa, şuradan H. Üzmez'in saçmalamalarını okuyabilirsiniz. Kendisi tahliyeden sonra şunu demiş kelimesine dokunmadan:
Demek ki takdiri ilahi buymuş. Aileden şikayetçi olmayacağım, onlara karşı herhangi bir kırgınlığım yok. Aileyle aynı şekil ve samimiyette görüşmeye devam edeceğim. Benim düşmanım şeytan, benim düşmanım nefsim. En çok kendi nefsime ve şeytana kırgınım. Kime kırgın olayım?
Ben ömrümde böyle yüzsüzlük görmedim! Adam bariz biçimde nefsim hakim olamadım nefsime kırgınım diyor ve tahliye olabiliyor. Tahliye olurken genelde yüzünü kapayıp koşa koşa kaçanların aksine gülen yüzü ve karısıyla kameralar karşısında veciz laflarını diziyor...

Bunları okuyup kızanlar, Hürriyet'e Milliyet'e yorum yazanlar, midesi bulananlar. Bu ülke sizin ülkeniz değil, bu ülke kendinin yarı yaşında (15 yaş) "kız alan" Cumhurbaşkanı'nın, kendinden tam 64 yaş küçük çocuğu taciz edenlerin; kendisine "dindar" imajı yapan herkesin her türlü boku yiyebildiği ve elini kolunu sallayarak, yaptıkları yanına kar kalarak gezinebilen insanların ülkesi artık!

Devlet ise, hamdolsun, milletin, çocukların gelişimi olumsuz etkileniyor diye internet sitesi kapatıyor... Oysa vereceksin 78 yaşında dedeye. Ne güzel taciz edecek, nur gibi yüzüyle...